Blog Preview

Manhattan Üçlemem... Tom's Restaurant, Hangawi ve Bubble Tea

"Bu şehirde her gün başka bir yerde yemek yesen, tüm restorantları bitirmeye ömrün yetmez!" demişti bana New York'ta yaşayan birisi. Çok da doğru! Ben New York'a her gittiğimde güzel ortamlarda güzel yemekler yedim. Bu bazen günler öncesi rezervasyonu yapılan lüks bir lokantada saatlerce yediğimiz bir öğle yemeği olurken, kimi zaman da sokak satıcısından kağıt tabak içinde alıp, bank üstünde oturup yediğimiz ayaküstü yemekler oldu. Ama hep iyi yemek yedim. Bu gidişimde de öyle oldu ama ufak bir farkla... Kızım ve ben hayvan sevgimizin bizi getirdiği son nokta olarak artık vejetaryen tarzında beslenmeye başladık. Manhattan vejetaryen ve veganlar için de bir cennet. Bu seyahatimizde Deniz'in gitmek istediği yerler önceliğimiz oldu. Çok da keyifli yemekler yedik. Kendi kendime dedim ki, "New York'un sadece bilinen yemek yerlerini değil, biraz da bilinmeyenleri hatta bazen de şans eseri keşfettiğim yerlerini yazsam ne iyi olur!"

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Yüzlerce kelebek etrafımda dans ederken, tavşan deliğinden düşmüş Alice şaşkınlığındaki ben onları izlemeye doyamadım...

Bazı anlar vardır; öyle büyülü ve güzeldir ki onlar, yaşadığının gerçek mi yoksa rüya mı olduğuna emin olamazsın. O gün yüzlerce kelebeğin arasında dolaşırken benim de hissettiğim işte tam olarak bu oldu. Rüyayla masalın içiçe geçtiği, gerçek yaşamla tüm alakamın tamamen koptuğu yaklaşık bir saatlik süre boyunca rengarenk kelebeklerin arasında, tavşan deliğinden geçerek fantastik bir dünyanın içine düşen Alice misali büyülenmiş bir halde dolaştım durdum.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Kahvem, ......., Ve Ben! Biraz Kar, Biraz Kahve, Biraz New York...

Boşluğu herkesin kendi hayal dünyasına göre doldurması için bıraktım. Kiminiz bu boşluğa kedim ya da köpeğim yazacak, kiminizin kahve deyince aklına ilk gelen sevgilisi olacak, kiminiz kelimeyi gördüğünüz andan itibaren "Kahve mi? Sigaramsız asla!" diyeceksiniz. Bana bu aralar kahvemin yanında en çok bilgisayarım eşlik ediyor. Kimi zaman öyküler yazarak bambaşka dünyalara gidiyorum, kimi zamansa bloğumda anılarımı ölümsüzleştirmek için basıyorum klavyemin tuşlarına.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Hemen hepsi New York'a özel...

Her ülkenin, hatta her şehrin kendine has karakteristik bazı özellikleri vardır. "Kendine has" deyince bu konuda bayrağı elinde tutan, en önde gelen şehirlerden biri bana göre hiç kuşkusuz New York! Yeri geldikçe hakkında yazdığım ve yazmaya devam edeceğim ışıklar şehrinde "Tipik New York!" diyeceğim kadar görmeye alıştığım, ama bazen de gördüğümde bu sefer de şaşkınlıktan "Tipik New York!" dediğim bazı kareleri önümüzdeki dört sene boyunca orada yaşayacak olan kızıma özlemim ve onunla beraber geçirdiğimiz unutulmaz anların hatrı ve keyfiyle paylaşıyorum...

DEVAMINI OKU
Blog Preview

"Simple is the best!" (Sade ve basit olan en iyisidir!) Candle 79, Momofuku, Beyond Sushi ve Hillstone

New York enteresan bir şehir cidden de. 'Junk food'un (abur cubur) her çeşidine ulaşabildiğiniz gibi hayvan ürünlerinden uzak mutfağın kalbi de burada atıyor. "Simple is the best!" (Sade ve basit olan en iyisidir!) sloganından yola çıkarak, şehirde tattığım vejeteryan lezzetlerden kısa kısa derlemeler yaptığım bu yazıyı okumak için illa vegan ya da vejeteryan olmaya gerek yok. Çünkü, bahsedeceğim dört mekandan ikisi spesifik olarak vegan ya da vejeteryan lokantalar olmamakla beraber son derece lezzetli etsiz alternatifler sunuyorlar. Yolunuz düşerse muhakkak denemeye değer...

DEVAMINI OKU
Blog Preview

New York'tan bu sefer de bir dörtleme: Kahvede Gregory's ve Birch. Kahvaltıda Sarabeth's ve Bagels & Schmear

Hep diyorum ya New York yazmakla bitmez. Klasikleri olduğu kadar yeni açılan mekanları ile sürekli değişen bu şehri takip etmek oldukça zor. Hal böyle olunca yerlisine de turistine de düşen kimi zaman araştırarak ama çoğu zaman tamamıyla şans eseri yeni yerler keşfedip kovalamak oluyor. Bana sorulacak olsa şehrin en büyük zevki de bu keşifler zaten.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Dos Caminos ve Rolf's sayesinde Meksika'dan Almanya'ya yürüyerek sekiz dakika!!!

New York'ta özellikle yemek konusunda imkansız diye birşey yoktur. Yani "Şimdi şu ülkede olsaydım da şunu yeseydim." gibi birşey söz konusu bile olamaz. Çünkü Manhattan'da hemen her ülkenin mutfağına ya birkaç blok yürüyerek ya da metro veya taksi ile en fazla yarım saat yol giderek ulaşabilirsiniz. Ben de bu yazımda aralarında sadece sekiz dakikalık yürüme mesafesi olan, iki ayrı ülkenin mutfağını servis eden iki farklı lokantadan bahsedeceğim.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Sır'la başlayıp Minnet'le bitirmek...

Çocukluğumdan beri evhamlı bir tiptim ben. Bu, böyle de devam etti. Ta ki 2007'nin Mart ayında New York'ta bir kitapçıdan içeri adım atana kadar. New York benim için güzel olduğu kadar kötü anıları da barındırıyor. Bir haftalığına gittiğimiz seyahatimizde acil ameliyat gerektiren bir sağlık durumu söz konusu olunca mecburen bir ay kalmıştık o sene. Tanımadığımız bilmediğimiz, dünyanın öbür ucundaki bir şehirde tam tamına bir ay.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Sadece New York'ta ya da en fazla New York'ta...

Yaşadığım şehirden sonra kendimi en özgür ve doğal hissettiğim yerlerden biri New York. Üniversite eğitimi dolayısıya kızımın da yerleşmesiyle artık sadece turistik amaçlarla bulunmadığım şehir, bana her seferinde bambaşka bir özelliğini sunuyor. Bu yazımda sadece New York'ta ya da en fazla New York'ta görülebilecek enteresan durum, yer, olay ve insanları keyifle paylaştım. Umarım sizler de keyifle okursunuz.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Sadece New York'ta ya da en fazla New York'ta...

Yaşadığım şehirden sonra kendimi en özgür ve doğal hissettiğim yerlerden biri New York. Üniversite eğitimi dolayısıya kızımın da yerleşmesiyle artık sadece turistik amaçlarla bulunmadığım şehir, bana her seferinde bambaşka bir özelliğini sunuyor. Bu yazımda sadece New York'ta ya da en fazla New York'ta görülebilecek enteresan durum, yer, olay ve insanları keyifle paylaştım. Umarım sizler de keyifle okursunuz.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

20 kat krep yemeyi hayal edebiliyor musunuz?

Evet bu mümkün... Zaten New York'ta herşey mümkün. Bu dev gastronomi şehrinde tatlı, tuzlu, ekşi ya da acı, ne yerseniz yiyin, lezzetsiz birşey yemenize imkan yok. Ya da bana bu zamana kadar hiç denk gelmedi. Şehirde en sevdiğim yerlerden biri olan Bryant Park'ın karşısındaki butik pastane Lady M'in 20 kat ince krepten oluşan pastası "mille crêpe" te bu lezzetlerden biri.

DEVAMINI OKU
Blog Preview

Puantiyenin Tanrıçası... YAYOI KUSAMA

O yaz New York Beşinci Cadde’deki Louis Vuitton mağazasının vitrini baştan aşağı puantiyelerle döşenmişti. Küçüklükten beri puantiye takıntısı olan ben, bu tabloyla karşılaştığım anda tabiri caizse dükkanın vitrine neredeyse yapıştım. Hayranlıkla bakakaldığım irili ufaklı, onlarca kırmızı beyaz puantiyeden nihayet gözümü alabildiğimde giymiş olduğu kırmızı üzerine kocaman beyaz puantiyelerle süslü kıyafetinden dolayı dekorasyonla neredeyse iç içe geçmiş ufacık (benden ufak) -gerçek mi değil mi ayırt edilmesi son derece zor- bir kadın mumyası ile karşı karşıya geldim.

DEVAMINI OKU