Ölülerin dans ettiği bir dünyada talih şansı kitaba göre dağıtmaz...

Gençliğimden beri gizeme merakım çok... Gizemli filmlere, kitaplara bayılır, gizemli durumlardan oldukça etkilenirim. Gizemli insanlar da son derece çekicidir benim gözümde... Gençlik yıllarımda adını duyduğum andan itibaren  beni büyülü çemberinin içine almış Dead Can Dance (Ölüler Dans Edebilir) grubunun yaptığı müzikler de adı gibi gizem doludur benim için. Bundan iki gün önce, grubun en çok satan albümlerinden biri olan Aion'da yer alan ve benim en sevdiğim parçalarından biri olan 'Fortune Presents Gifts Not According To The Book' şarkısını çok sevdiğim birisiyle paylaştıktan sonra yıllar sonra yeniden hatırladığım, hatırladığım anda da aslında hiçbir zaman unutmamış olduğumu fark ettiğim Dead Can Dance beni geçmişime götürüverdi birden. Son iki gündür albümü dinleyip duruyorum ve zaman makinesinde seyahat etmiş gibi hissediyorum. Parçaların birbiri ardına geçişlerini bile ezbere bildiğim, bana buruk bir hüzünle karışık yoğun nostaljik hisler yaşatan bu albümü ve yaratıcısı olan Dead Can Dance grubunu Pembe Sakuram'da paylaşmak istedim...

Lisa Gerrard ve Brendan Perry ikilisi tarafından 1981 yılında kurulan ve kökeni Avustralya olan bu grup 'Ölüler Dans Edebilir' manasına gelen adını ise piyasaya sürdüğü ilk albümünden alıyor. Albümün kapağında grubun adını temsil eden bir Afrika maskesi çizimi var. 1998 yılında dağılana kadar aralarında benim favorim olan ve burada paylaşacağım Aion da olmak üzere toplam 7 stüdyo albümü yapan grup 2005 yılında kısa süreliğine bir daha birleşiyor. Ve nihayet 2011 yılında yeniden bir araya gelerek 'Anastasis' adlı albümlerini ortaya çıkarıyorlar. Dead Can Dance şu sıralar halen konser veriyor. Fakat nedense benim için grup 90’larda bir yerde kaldı ve bugüne getiremedim ben onları... 

Aion’a gelince; 12 şarkılık bu albüm ilk parçadan sonuncusuna kadar dinleyeni düşsel bir yolculuğa çıkartan türden bir çalışma... Aion, Yunanca'da yaşamı, yaşamsal süreci, varoluşu ve zamansızlığı tanımlayan Aeon kelimesinden türeme. Zaten, Dead Can Dance çalışmalarında hep yaşamı, yaşama dair olanı ve var olmayı yansıtmış bir grup. Bu albümle bu kadar özdeşleşmemin diğer sebeplerinden biri de kapak resminde Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’un benim çok sevdiğim eserlerinden biri olan 'Dünyevi Zevkler Bahçesi'’nden bir ayrıntının kullanılmış olması. Nitekim ben Bosch’un bu triptik eserini de son derece gizemli bulmuşumdur. Eğer buraya kadar okuduysanız, hadi şimdi gelin de sizleri becerebildiğim kadar çıkartayım albümdeki o düşsel yolculuğa...

1. The Arrival and The Reunion (Varış ve Yeniden Birleşme): Geç Rönesans, erken Barok zamanı çoklu koro tarzındaki bu kısa parça, adının çağrıştırdığı gibi tam bir açılış parçası. Biraz destansı, biraz da dini bir havası var. Gözlerinizi kapayıp dinlediğinizde her ne kadar sözlerini anlamasanız da o çağa ait görüntüler zihninizde beliriveriyor. Sözler anlaşılmıyor çünkü "Glossolalia" denilen bir tarzla icra edilmiş bir parça bu. Yani kullanılan dil tamamıyla hayali ve anlamı olmayan ses gruplarının bir araya getirilmesinden oluşmuş bir dil. Dead Can Dance bu tarzı kullanıyor. Evet, anlamsız fakat bana hiç itici gelmiyor.

2. Saltarello: Ortaçağ ve Rönesans'ın geleneksel dans parçalarından kısa bir bölümün uyarlaması. İki parça arasındaki geçiş o kadar başarılı ki çeyrek asır sonra ben halen aynı his ve coşkuyu yaşıyorum bu ezgiyi dinlerken. Vokal yok, sadece enstrüman ama içiniz kıpır kıpır oluyor...

3. Mephisto (Mefisto): Parçanın adı Hristiyan mitolojisinde 'Şeytan' anlamına gelse de albümde bir nevi köprü görevini görmüş 54 saniyelik bu kısacık parça. Önce tamamıyla sessiz başlıyor, sonra bir anda tavan yaparak ardından yeniden düşüşe geçiyor ve siz ne olup bittiğini daha anlayamadan bir anda sona eriyor. Garip bir şekilde bir daha dinlemek geliyor içinizden.

4. The Song Of The Sibyl (Sibyl’in Şarkısı): Aslen geleneksel bir Hristiyan şarkısının yeniden uyarlaması olan bu dini melodide 'Kıyamet Günü'nden bahsediliyor. Sözleri İngilizce olmasa da konusu itibarıyla albümün gizemli parçalarından biri bana göre...

5. Fortune Presents Gifts Not According To The Book (Talih Kitaba Göre Şans Dağıtmaz): Altı dakika ile albümün en uzun benim ise adı ve melodisi itibarıyla en favori parçam olan bu şarkının sözleri 16.yüzyılda yaşamış İspanyol şair Luis de Góngora'ya ait. Bu parçayı gençliğimde (ve fark ettim ki bu aralar halen!) defalarca başa alıp hiç sıkılmadan dinlediğimi hatırlıyorum. Anlam veremediğim bir şekilde etkiliyor beni!

6. As The Bell Rings The Maypole Spins (Çanlar Çaldıkça Çiçekli Direk Döner Durur): Parçanın adı İngilizce olsa da sözlerinin hiçbir manası yok çünkü bu parçada da glossolalia yapılmışSözler anlaşılmasa da isimden dolayı mı bilmiyorum ama ben bu parçayı dinlerken zihnimde, uçuşan etekleri ve saçlarıyla çiçekli direğin etrafında dönerek zıplayan ve dans eden Ortaçağ kızlarını canlandırıyor ve o anda orada olmak istiyorum!

7. The End Of Words (Sözlerin Sonu): Arkadaki çan vurgusu ve koralin hüzünlü tonu bu parçadan sonra ne geleceğini merak ettiriyor dinleyene.

8. Black Sun (Kara Güneş): Grubun kurucusu Perry’nin vokali eşliğinde müzikal kalitesi yüksek ve sözleri anlaşılır olmasına rağmen benim bu albümde ilk dinlediğim vakit de bugün dinlerken de halen çok sevmediğim bir parça. Fazla karamsar diye olabilir. 

9. Wilderness (Boşluk): Seslerin enstrüman yerine geçtiği bu parça anlamı olmasa da Black Sun'dan sonra taşıdığı tüm hüzne rağmen bana iyi gelen ilahi tonda parçalardan biri. Gözümü kapadığımda uzaklara götüren türden...

10. The Promised Womb (Vadedilen Rahim): Bu parça benim favorim olmasa da vokalin tonu ve müziğin uyandırdığı yoğun his albümün adından gelen manayı ve genel karakteristiğini olduğu gibi yansıtıyor. İsmi de çok kuvvetli hisler çağrıştırıyor bende!

11. The Garden Of Zephirus (Zephirus’un Bahçesi): Tıpkı Mephisto gibi kısa bir geçiş şarkısı olan bu parça ismi göz önünde bulundurularak dinlendiğinde çok anlamlı. Zephirus, Yunan mitolojisinde batı rüzgarı tanrısına verilen bir ad. Batı rüzgarı da baharı müjdeleyen, son derece yumuşak bir rüzgar. Parçada arka planda duyulan kuş sesleri zihinde tatlı bir bahar bahçesini canlandırıyor sanki...

12. Radharc (Vizyon):  Rönesans müziğinin Arabik ezgilerle harmanlandığı bu enstrümental parça oldukça zengin melodisiyle albümü tadını dinleyenin damağında bırakacak bir şekilde bitiriyor. Yeniden... Yeniden... Ve hatta bir daha yeniden dinlemek istiyorsunuz.

Benim artık daha fazla bir şey yazmamam ve Aion’u sıcağı sıcağına dinleyebilmeniz için bağlantıyı hemen burada paylaşmam en doğrusu olacak!

Dead Can Dance’i bilip uzun süredir dinlememiş olanlar geçmişe dönecekler; bilip de halen dinleyenler bir kere daha güzel bir müzik ziyafeti çekecekler kendilerine ve bilmeyenler ise yepyeni bir dünyayla karşılaşacaklar!

Dead Can Dance ve çok sevdiğim albümü Aion:

Şehnaz Tuna
26.6.2016

Etiketler : Hieronymus Bosch, Dead Can Dance

Ölülerin dans ettiği bir dünyada talih şansı kitaba göre dağıtmaz... - Pembe Sakuram - Şehnaz Tuna