Aynı hafta içinde gurur duyduğum dört güzel haber okudum... Hepsinin tek bir ortak noktası vardı: Türk'ün başarısı!!!

Milletçe karamsarız bu aralar... Nasıl olmayalım? Sürekli kayıp yaşıyoruz. Daha bugün güzelim Bursa’da bir bomba daha patladı. Bir sürü can hiç uğruna hayatını kaybetti yine. Yüzümüzü güldüren o kadar az şey kaldı ki. Zaten amaç da bu. Bizi tüketmek. İşte sırf bu yüzden pes etmemek lazım! Pes edince daha bir dibe çöküyor insan. Her şey daha da kötüye gidiyor sanki o zaman. Benim zor zamanlarda ayakta kalabilmek için yaptığım bir şey var. Babamı kaybettikten sonra başladım bunu yapmaya. Canımdan çok sevdiğim babam ben 18 yaşındayken öldüğünde dünyanın sonu gelmişti benim için. Değil anne baba, o yaşıma kadar hayatımda henüz ölümü yaşamamış ben ilk deneyimimde babamla sınandım. Acı bir şekilde! Kahroldum... Hayattan elimi ayağımı çekip yok olmak istedim. Ama beni çok seven bir annem vardı ve o yaşıyordu. İşte o an kendime şu soruyu sordum "Annem hayatta. Ya o da olmasaydı?" Acım dinmedi tabii ki, halen de ince bir sızıdır babamın yokluğu kalbimde ama yaşama gücüm geri geldi. Yaşadığımız bu zor günlerde de hep daha kötüsünü düşünerek avunmaya çalışıyorum. Dedim ya, benim de hayatta kalma mekanizmam bu işte. Etrafta olan iyi şeyleri görmeye, yakalamaya çalışıyorum. Bunu her zaman yapamıyorum tabii. Ama çabalıyorum en azından.

Müzik, bilim, spor ve siyaset... Bu hafta bu dört farklı alanın dördüyle alakalı birbirinden bağımsız öyle hoş haberler okudum ki -hem de peş peşe- Pembe Sakuram’da paylaşayım dedim. Oldu da kaçıran varsa belki bu sayede hep beraber gülümseriz biraz diye düşündüm.

Müzik
Bu güzel haberlerden ilki New York’tan. Yakınlarım ve bloğumu daha önce okumuş olanlar bu şehre olan düşkünlüğümü bilirler. Dolayısıyla, New York ile alakalı her haberi algıda seçicilik olarak daha bir çabuk yakalıyorum sanki. Şehri bilenler ve müziğe düşkün olanlar için Manhattan’daki meşhur konser salonu Carnegie Hall’un önemi büyüktür. Dünyanın en iyi müzisyenlerinin, performanslarını sahnelediği bu salon, 1962 yılından bu yana New York Filarmoni Orkestrası’na da ev sahipliği yapmaktadır. Burada konser izlemek bir ayrıcalık olduğu kadar bir sanatçı için de Carnegie Hall’da performansa çıkmak ayrı bir prestijdir. Geçtiğimiz Perşembe günü dünyaca ünlü piyano sanatçımız İdil Biret, Carnegie Hall’da sahne aldı. Bu haber Hürriyet Gazetesi’nde 'Atatürk’ün hayali CARNEGIE’YE TAŞINDI' başlığı ile verilince konu daha da çok ilgimi çekti. Başlığın altında yatan hikayenin kısa özeti şöyle: Biret’in, eserlerini icra ettiği Paul Hindemith, Atatürk'ün müzik alanında yaptığı reformlar kapsamında 1935’te Ankara’ya davet ettiği bir Alman besteci. Atatürk’ün teklifiyle Ankara’ya gelen Hindemith Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kurulmasına önayak oluyor. Hindemith’in beş piyano konçertasının tamamını Yale Senfoni Orkestrası eşliğinde çalan İdil Biret salondaki 3 bin seyirci tarafından ayakta alkışlanmış. Gerek okurken, gerekse şu an bu satırları yazarken orda olmuşçasına duygulandığımı dile getirmeme bilmem gerek var mı? Bravo Sayın Biret!


İdil Biret Carnegie Hall'da

Bilim
Bu habere sevindiğim kadar bir o kadar da üzüldüm... Nitekim ülkemizde gerçekleşen "trajikomik" bir olay daha gözler önüne serildi. Lise 12. sınıf öğrencisi İlayda Şamilgil, Polonya'da düzenlenen, 80 ülkenin katıldığı ve dünyanın en prestijli fizik proje yarışması olarak kabul edilen "Nobel Fizik Ödülü’ne Doğru İlk Adım" adlı yarışmayı sıvılardaki su miktarının mıknatıs ile ölçülebileceğini gösteren projesi sayesinde birincilikle kazandı. Durumun trajik olan kısmı ise aynı projeyle TÜBİTAK'a katılan İlayda’nın TÜBİTAK tarafından düzenlenen yarışmanın finaline bile kalamamış olması. Haber bu kadarla da kalmıyor. İlayda şimdi de eğitim gördüğü Cornell Üniversitesi'nde aynı üniversitede profesör olan ve NASA’da teknoloji şefi olarak görev alan Mason Peck'in NASA Mars Projesinde görev alacak. Ne mutlu Türküm diyene!!!


İlayda Şamilgil

Spor
Bir futbol ülkesi olduğumuzu tartışmak değil niyetim. Konu futbol olunca hop oturup, hop kalkıyor, sahaya atlayıp hakeme dayak atıyor ya da adam öldürebiliyoruz. Sonra da spor ve centilmenlikten bahsediyoruz. Türkiye spordaki bu tatsız gündemlerle uğraşadursun yine ülkemiz sınırları içinde sessiz sedasız başarılar kazanılıyor. Bunlardan biri de 26 yaşındaki milli tenisçimiz Çağla Büyükakçay’ın İstanbul’da düzenlenen WTA (Women's Tennis Association) kapsamında bayan tenisçiler arasında düzenlenen TEB BNP Paribas İstanbul Cup'ta şampiyon olarak ülkemiz tenisine attığı imza oldu. Bugüne kadar Türkiye yarı finalist bile görememişken, Çağla’nın 36 basamak birden tırmanarak dünya sıralamasında 82. basamağa çıkması ve "İlk 100’e giren ilk Türk kadın tenisçi" ünvanını alması büyük bir başarı. Diyorum ya taraftarlar didişe dursun orda bir yerde sporda çok güzel şeyler oluyor. Devam Çağla...


Çağla Büyükakçay

Ve siyaset...
Lisans eğitimimi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler üzerine almış biri olarak siyasetle aram hiç ama hiç olmadı. O sebepledir ki yıllar sonra çocukluk hayalim olan psikoloji dalında lisansüstü eğitimimi alarak klinik psikolog oldum. Bugün ülkemizdeki siyasi arenanın gidişatına baktığımda ise hiç ama hiç pişman olmadığımı görüyorum. Her ne kadar yazımın ana başlığı paylaşacağım bu haberde Türkiye'deki siyasetten bahsedecekmişim gibi bir hava verse de haberin menşei İsveç. Dünyanın en medeni ülkelerinden biri olarak sayılan İsveç’in enerji bakanı bir Türk. Üstelik Mardin Midyat'ın elektriksiz köyünde çocukluğunu yaşamış bir Türk. İbrahim Baylan... Ve bugün Baylan, bakanı olduğu Avrupa ülkesini temsilen doğduğu ülke Türkiye'ye konferans vermek üzere ülkemize davet ediliyor. Ne kadar ironik! Ne yalan söyleyeyim karışık hisler yaşadım bu haberi okuduğumda. Öncelikle müthiş gurur duydum. Hani göğüs kabartan cinsten. Ama diğer yandan içim de burkuldu hafiften. Bunu da inkar edemem... Türkiye’nin bağrından kopup göç etmiş bir ailenin oğlu bugün bizi değil başka bir ülkeyi temsil ediyor. Burada olsa sahip çıkılır mıydı acaba? Yoksa şu an köyünde sıkışıp kalmış mıydı? Kimbilir? Bana bu inişli çıkışlı duyguları yaşatan, yer yer sorgulatan bu haberlerin ortak tek bir noktası var: Türk'ün başarısı!


İbrahim Baylan

Birkaç gün arayla okuduğum bu haberler Ata’mızın sayesinde hücrelerimize kadar işlemiş milliyetçilik duygularımın kabarmasına sebep oldu. Duygulandım. Gurur duydum. Ve paylaşmak istedim bu hislerimi, hayatımın aynası olan Pembe Sakuram'da. Benimle aynı duyguları paylaşan herkese de iyi geleceğini ümit ettiğim bu yazımı Paşa’mızın Türk ulusuna olan inancını en güzel sekilde ifade ettiği bir satırla sonlandırmak isterim:

"Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur."
Mustafa Kemal Atatürk.

Not: Bu yazıda kullanılan tüm resimler www.hurriyet.com.tr sitesinden alınmıştır.

Şehnaz Tuna
28.4.2016

Aynı hafta içinde gurur duyduğum dört güzel haber okudum...  Hepsinin tek bir ortak noktası vardı: Türk