Kadıköy ve Moda'nın ufacık dükkanları: Hola! Panini & Tapas, Rafine Espresso Bar, 6:45 ve diğerleri...

Dün yine hastanedeydim. Başlangıçta riskli olsa da neyse ki sonu iyi biten bir operasyon oldu ailemizde. Haydarpaşa, - Haydarpaşa Garı dışında - yıllar önce babamı orada kaybettiğim için pek sevmediğim bir semt. Hastaneden çıktığımda orayı olabildiğince çabuk geride bırakmak için hızlı adımlarla Kadıköy'e doğru yürümeye başladım. Niyetim 'Kadıköy-Beşiktaş' vapuruna binip biraz temiz hava almak, üzerime bir gece önceden sinmiş uykusuzluk ile o sabah sinmiş hastane kokusunundan arınabildiğim kadar arınmaktı. Rıhtıma geldiğimde vapurun iskeleden tam da o an ayrıldığını görünce önce biraz duraksadıysam da hemen ardından aklıma çok güzel bir fikir geldi. 

Bundan birkaç ay önceki Timeout dergisinde Kadıköy ve Moda civarında açılmış yeni mekanlardan söz edilmiş, ben de buradaki yemek yerlerinden bazılarını daha sonra gitmek üzere kendime not almıştım. Aslında ben bu tarz ziyaret edilecek mekan notlarını eskiden yurt dışı seyahatlerim öncesi alırken artık İstanbul için de sıkça not alıyorum. Çünkü, şehirde her gün çok hoş ve enteresan yerler açılıyor. Moda'da notunu almış olduğum mekanın yürüyerek en fazla onbeş dakika olduğunu gördüğümde meydanda dikilmiş, giden vapurun arkasından üzülerek bakmak yerine yorgun çehremde kocaman bir gülümsemeyle Moda yönüne doğru, hafif de serpiştiren yağmurun eşliği altında yürümeye başladım. Listemde gitmek istediğim ilk yer adından dolayı da ilgimi çok çeken (yemek ve kitap kelimelerinin birarada kullanıldığı her durumda inanılmaz heyecanlanıyorum) "Pasaj Cook & Bookadlı bir vejeteryan dükkandı. Bir yandan İskele Meydanı'ndan Bahariye'ye doğru yokuş yukarı yürürken diğer yandan aradığım lokantanın telefonu cevap vermeyince önce biraz üzüldüm. Ama kesinlikle pes etmedim ve derhal listemdeki diğer dükkanın numarasını çevirdim. "Hola! Panini & Tapas". En son yaklaşık üç sene önceki Barselona seyahatimden beri tapas (Bizim mutfağımızda mezeye denk gelebilecek ufak atıştırmalıklar) yemeyeli oldukça uzun süre olmuştu. Hola!'ya vardığımda her iki mekanın yanyana olduğunu görünce gülümsedim. Ama sırf adresi Hola!'dan aldım diye Pasaj'a bir sonraki sefer gitmeye karar verdim. 

Hola! minicik mi minicik bir dükkan! İçeride toplasanız sekiz sandalyelik bir oturma alanı var. Kaldırımda da iki masa. İçerideyse yemeğin hazırlığından servisine kadar herşeyi yapan tek bir kişi var. Mekanın sahibi Murat Mumcuoğlu. Murat Bey benim bu hayatta en takdir ettiğim şeylerden birini yapmış. Yıllarca içinde bulunduğu iş hayatını apar topar bırakarak çok sevdiği hobisini işi haline getirmiş. Senelerce yapmış olduğu İspanya ağırlıklı iş seyahatlerinin birikimi, damak tadı, ve bu işe olan sevgisi bu minnacık Hola!'yı meydana getirmiş. Et, tavuk ve balık ağırlıklı menüsünden bana gayet güzel iki hatta üç vejeteryan tabak hazırladı Murat Bey. 


Ekmek üstüne sürmek üzere hazırlanmış, kurutulmuş domates ve sarımsaklı ezme


Patates ve soğanlı İspanyol Tortilla dilimi


Champiñones Castaña (Kremalı kestane mantarı, roka ve parmesan)



Hola! kendi ufak olsa da menüdeki kalem çeşitleri oldukça fazla olan, gayet de hesaplı bir mekan. Yani gelip buradaki çeşitleri tatmak lazım. Bu arada bu kısacık (öğlen ve akşamüstü karışık) yemeğimin ardından Murat Bey'le yaptığımız sohbetimiz sonucunda kendisin ayrıca bir şarap blogger'ı olduğunu da öğrendim. 

Eve geri dönüş yolumda vapur yerine açıldığı günden beri çok merak ettiğim Marmaray'ı kullanmaya karar verdim. Şiddetlenmeye başlayan yağmura pek de aldırış etmeden bu sefer İskele'ye inen farklı bir rotayı seçerek meydandaki metroya doğru yürürken beni başka sürprizler bekliyordu. Yine listemde olan kahvaltı mekanı "Çay Tarlası" ve kitapçı "6:45" de yolumun üzerinde pat diye karşıma çıkıverdiler. Dayanamayıp 6:45'e girdim ve sırada daha okuyacak bir sürü başka kitabım olmasına rağmen bu aralar rüya konusunda biraz kafa yorduğum için George Perec'in rüyalarını derlemiş olduğu "Karanlık Dükkan" adlı kitabını aldım. Elimde kese kağıdına sarılmış kitabım, zihnimde vapuru kaçırdığım andan itibaren beynime yerleşmiş tebessüm hissi ile yoluma devam ederken bu tur sırasında karşıma çıkan bilmem kaçıncı kahve dükkanına giriverdim. 

Bazı mekanlar vardır, daha dışarıdan baktığınızda orada yiyip içeceğinizin iyi olacağını hissederseniz. "Rafine Espresso Bar" da bu anlamda beni yanıltmadı. Daha sonra yaptığım araştırmada da gördüm ki burası İstanbul'un en iyi 10 kahve dükkanından biri olarak yer almakta. İçerisi tipik bir İtalyan kahvecisi atmosferindeydi. Etrafta benim deney tüplerine benzettiğim camlar içinde demlenen soğuk kahveler, gerçek ev yapımı Tiramisu, Cheesecake ve çörekler ve hepsiden öte o karşı konulamaz kahve kokusu... Rafine, adında espresso ibaresini taşısa da ben tercihimi filtreden yana kullandım. Yemeğin ardından içilen kahvenin en güzel kahve olduğu kanısını bir kere daha kendimce onaylayarak oradan çıktım.

Eve varır varmaz, bir önceki geceden kalan uykusuzluğum ve dönüş yolunun tatlı yorgunluğu (tatlı diyorum çünkü normalde arabayla gitsem Cuma gününün akıl almaz köprü trafiğinden dolayı büyük sıkıntıyla yapacağım bu seyahati yürüyerek, etrafı gözlemleyerek ve yeni aldığım kitabımı keyifle okuyarak yapmış oldum) ile yumuşacık yatağıma girdim ve kendimi güzel bir "siesta"nın (İspanyolların öğle uykusu) kollarına yavaşça bırakıverdim....

 

 

 

 

 

Şehnaz Tuna
3.10.2015

Etiketler : Siesta, 6:45, Rafine Espresso Bar, Hola! Panini & Tapas, Kadıköy, Moda

Kadıköy ve Moda