Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma...

Geyşalar… Dişi güzelliğin doğudaki ana sembollerinden biri olan geyşalık, tarih boyunca sadece doğu değil batı kültüründe de her daim merak uyandırmış, hayran olunduğu ölçüde gizemli yönleriyle pek fazla anlaşılamamış, hatta çoğu zaman yanlış anlaşılmış bir kurum. Beden ve ruhun olağanüstü birleşiminin yanı sıra türlü zıtlıklarını da barındıran bu alımlı ama son derece gizli –gizli çünkü bir geyşa çevresinde olan biteni anlatmamak üzere “sessizlik yemini” etmiştir- dünyanın kapısını yavaşça aralayıp içeri adım attığım andan itibaren nelerle karşılaşacağımı az çok biliyor olsam da yol boyunca büyülü bir geçitten geçiyormuşçasına heyecanımı sık sık ruhumun en derin köşelerinde, en uzak kenarlarında hissedip durdum. Kapı halen aralık. Hadi gelin içeri peşim sıra…

DEVAMINI OKU

Doppelgänger: Kendime benzeyen hayaletim!

Google Keep notlarımı gözden geçirirken bir tanesi gözüme takıldı. Aynen şöyle yazmışım: "Doppelgänger ilginç konu." İlginç bulduğum, hoşuma giden ve kendim için araştırıp kaydetmeye değer bulduğum başlıkları sonrasında Pembe Sakuram'da da paylaşmak üzere not ediyorum. Bunu oldukça sık yapıyorum. Hatta şu aralar birikmiş bir sürü konu ve temam var. İşte, Doppelgänger de onlardan biri. Üstelik psikolojide de önemli bir yeri var.

DEVAMINI OKU

Babam yaşarken masal kahramanım değildi benim!

Bugün Pembe Sakuram’a yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda 'Ne hoş bir tesadüf bu!' dedim kendi kendime. Son yazımı babamın doğum gününde yazmıştım. Üç hafta sonra sonra yazacağım ilk yazım da Babalar Günü’ne denk geldi.

DEVAMINI OKU

Sabaha karşı göğe doğru uçuşan karahindiba tüyleri...

Bugün aldığım ölüm haberiyle gözümü ani bir refleksle kapayıverdim. Sımsıkı kapadım. Hapsetmek istedim gözyaşlarımı nedenini bilmeden. İşte tam o anda tablo gibi çok hoş bir görüntü belirdi zihnimde...

DEVAMINI OKU

Gönüllü yalnızlığım...

Yalnız kalmayı kırklı yaşlarımla beraber öğrendim ben. Yalnızlığı sevmeyi de. Hatta o denli sevdim ki, 'gönüllü yalnızlığımı' özlemeye başladım sık sık. Bu arada hayatta yaptığım bazı şeyleri yalnızken çok daha iyi becerdiğimi anladım.

DEVAMINI OKU

Geçmişin kokusunu içine hapsetmiş bir mekan: Kenter Tiyatrosu

Zaman hızla akıp gidiyor... Hatta tıpkı Douwe Draaisma'nın "Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer" kitabının başlığında olduğu gibi bana göre de hayat özellikle ikinci yarısından sonra gerçekten çok daha hızlı geçiyor sanki. İşte ben de bu telaşla özellikle son birkaç yıldır bazen zamanı durdurmak, çoğu zaman yaşamak istediklerimi elimden geldiğince ertelememeye çalışarak sonuna kadar yaşamak, fırsatını buldukça da geçmişi içime daha fazla sindirmek çabasında buluyorum kendimi. Tıpkı bugün yaptığım gibi...

DEVAMINI OKU

Pierrot: Hüzünlü Yalnızlığın En Saf Yüzüdür O...

Seksenler çocuğu olmak hüzünlüdür... Zevkli herşeyin hemencecik sonu geliverirdi. Yenisine sahip olmak ise zahmet gerektirir, hiç de kolay olmazdı. Onun için de sahip olduklarımız değerliydi bizim için. Rengarenkçokomel kağıtlarını tırnağıyla düzleştirip kitap aralarında bir hazine gibi saklayıp, sonra da o incecik parlak kağıtlara hayran hayran bakmayanımız var mıdır? Bitişlere çok aşinaydık biz. Bitiş. Sonra da arkasından gelen hevesli bir bekleyiş. Seyredeceğimiz onlarca dizi ya da çizgi filmlerimiz yoktu bizim. Başladığı an herşeyi bırakıp ekrana kitlendiğimiz bir "Küçük Ev" vardı mesela. "Heidi" vardı sonra...

DEVAMINI OKU

An'ı Yakalamak mı, Yoksa Aslında An mı Bizi Yakalıyor?

Hep "anı yakala” derler ya? Bilemiyorum, ben tam tersini düşünüyorum. Biz değil de bu anlar sanki bizi yakalayan. Evet. Evet biliyorum, sabit bir şey. Bu anlar, sanki, her zaman şimdiymiş gibi.

DEVAMINI OKU

Sevdiğinin Yaşadığı Yer Yuvan Olabilir mi?

Bu akşam kızımla beraber İKSV Salon'da, Mısırlı bir pilot, onun batı kültürü ile büyümüş eşi ve eşinin Amerika'da üniversite okumuş genç kardeşi arasındaki ilişkiler çerçevesinde kültürel çatışmaların yanısıra politika ve aile kavramlarının da üzerinde durulduğu "İstenmeyen" isimli oyunu izledik.

DEVAMINI OKU

Kim bilir ne hüznü vardır o yalnız deniz fenerinin?

Yalnızlığı seviyorum. Yalnızken daha çok düşünüyor, daha çok yaratabiliyorum. Ama herşeyin olduğu gibi bunun da bir limiti var. Uzayan yalnızlıklar bana hüzün veriyor. Benzer bir hüznü tek başına kalmış herhangi bir figür gördüğümde de yaşıyorum. Canlı olsun, olmasın farketmez; yalnız bir meşe ağaçı, kaldırımda kıvrılmış yatan ufacık bir kedi, gökyüzündeki ayın yapayalnız görüntüsü kalbimi burkmaya yetiyor. Bir de deniz fenerleri...

DEVAMINI OKU